Katılım Bankacılığı Murabahada Sıkışıp Kaldı: Asıl Devrim Ortaklıkta Gizli

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Rakamlar güzel, kimse bunu inkâr etmiyor. Pazar payı yüzde 9,5’e çıktı, aktifler 4,7 trilyon lirayı aştı, kamu üç bankasını birleştirip dev bir oyuncu yaratıyor. Ama bu büyümenin altını kaldırıp bakınca rahatsız edici bir gerçek çıkıyor: Türkiye’de katılım bankacılığı, isim değiştirmiş konvansiyonel bankacılıktan pek de farklı işlemiyor. Sorulması gereken soru artık “sektör büyüyor mu” değil.
Soru şu: Bu sektör, aslında ne olmak için var olduğunu hâlâ hatırlıyor mu?

Murabaha Rahatlığı
Bugün katılım bankalarının fon kullandırma yöntemlerinin ezici çoğunluğu murabaha ve leasing üzerinden yürüyor. Yani banka malı alıyor, üzerine bir kâr payı koyup müşteriye satıyor; sonuçta ortaya çıkan tablo, vadeli faizli krediden nakit akışı ve risk mantığı açısından şaşırtıcı derecede benziyor. Bunun sebebi basit: Murabaha bankaya garantili bir getiri veriyor, riski neredeyse sıfıra indiriyor, muhasebesi ve denetimi kolay. Katılım bankacılığının asıl ruhu olan müşareke ve mudaraba, yani kâr-zarar ortaklığı, sektörde hâlâ marjinal bir yer işgal ediyor. Sebep de yine aynı: zarar korkusu. Banka, ortak olduğu bir projede zarar riskini üstlenmek istemiyor; garantili kâr payı veren murabahaya sığınıyor.

Bunu eleştiri olarak değil, bir teşhis olarak söylüyorum. Çünkü İslam ekonomisinin ruhu tam olarak burada yatıyor: Tasarrufların, sabit getirili bir borç ilişkisi yerine, reel üretime ortak olarak yönlendirilmesi. Emek ile sermayenin, riski ve kazancı birlikte paylaşması. Bugünkü murabaha ağırlıklı model, bu ruhun kabuğunu koruyor ama özünü büyük ölçüde boşaltmış durumda.

Kamu Bankaları Öncülük Etmeli
İşte tam burada devletin elindeki fırsat devasa. Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım’ın birleşmesiyle ortaya çıkacak dev yapı, sadece büyüklük rekoru kırmak için değil, sektörün DNA’sını değiştirmek için de kullanılabilir. Devletin dev altyapı projeleri, enerji yatırımları, sanayi hamleleri bu ortaklık mantığıyla finanse edilebilir. Kamu katılım bankası bir projeye kredi vermek yerine gerçek anlamda ortak olsun; kârdan pay alsın, riski de üstlensin. Bu hem İslam ekonomisinin özüne sadık bir model olur hem de dev projelerde şeffaflığı ve hesap verebilirliği artırır, çünkü ortak olan taraf projenin gerçek performansını yakından izlemek zorunda kalır.

Bunu yapmak elbette murabahadan çok daha zor. Ortaklık, bankadan proje değerlendirme kapasitesi, güçlü denetim mekanizmaları ve zarar ihtimalini kabullenecek bir kurumsal cesaret ister. Ama zorluk, kaçınma gerekçesi olamaz. Aksine, kamu bankalarının önündeki en büyük görev tam olarak bu: yasal zemini netleştirmek, proje denetim standartlarını yükseltmek, risk paylaşım modellerini somutlaştırmak. Bugüne kadar bu adımların atılmamış olması bir kader değil, bir tercih meselesiydi.

Zincirleme Etki
Kamu bu modeli devlet projelerinde hayata geçirdiğinde, tek başına sektörü değiştirmekle kalmaz, tüm finansal sistemi hareketlendirir. Özel katılım bankaları, kamunun ortaklık temelli finansmanla büyük projeleri başarıyla yürüttüğünü gördüğünde, murabaha rahatlığından çıkmak için bir sebep bulur. Hatta konvansiyonel bankalar bile, reel ekonomiye doğrudan ortak olan bu modelin getirdiği şeffaflık ve toplumsal meşruiyetten etkilenip benzer proje finansman yapılarına yönelebilir. Yani bu sadece dini hassasiyeti olan bir kesime hitap eden teknik bir tercih değil, tüm finans sistemine sirayet edebilecek bir kültürel dönüşüm potansiyeli taşıyor.

Rakamlar Değil, Ruh Meselesi
Sektörün yüzde 15 pazar payı hedefine ulaşması güzel bir haber olur. Ama asıl başarı, o yüzde 15’in nasıl bir finansman yapısıyla elde edildiğinde saklı. Murabaha ile şişirilmiş bir yüzde 15 mi, yoksa reel projelere ortak olarak, riski üstlenerek büyütülmüş bir yüzde 15 mi? Birincisi sektörün büyüklüğünü artırır ama ruhunu tüketir. İkincisi ise Türkiye’ye, dünyaya örnek gösterilebilecek gerçek bir İslami finans modeli kazandırır.
Kamu katılım bankalarının birleşmesi bu yüzden sıradan bir idari operasyon değil, bir milat olabilir. Yeter ki büyüklüğü değil, modeli değiştirmeyi hedefleyelim. Aksi halde elimizde sadece adı değişmiş, özü aynı kalmış daha büyük bir bankacılık sektörü olur.

Katılım Bankacılığı Murabahada Sıkışıp Kaldı: Asıl Devrim Ortaklıkta Gizli
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter