Faizsiz İmece mi, Görünmeyen Kul Hakkı mı?

featured

Son yıllarda konut fiyatlarının ulaştığı seviyeler ve banka kredi faizlerinin yüksekliği, ev sahibi olmak isteyen dar ve orta gelirli vatandaşı alternatif arayışlara yöneltti. Tam bu noktada, temelleri 1991’de Emin Otomotiv ile atılan ve 2021’de BDDK denetimine girerek yasal bir zemine kavuşan Tasarruf Finansman Şirketleri (Eminevim, Fuzul Ev, Katılımevim vb.) öne çıktı.

Sistem dışarıdan bakıldığında oldukça masum ve cazip görünüyor: Faiz yok, peşinatınız kadar ana paradan düşülüyor, kura çekiliyor; şansınız varsa ilk aylarda, çıkmazsa da vadenin tam ortasında (örneğin 36 aylık vadenin 19. ayında) paranızı alıp ev sahibi oluyorsunuz. Sistemde faiz yok ama sadece organizasyon ücreti ödüyorsunuz. Hatta şirketlerin yeni dönemde sunduğu; yüksek peşinat ödeyerek teslimatı 5. veya 6. ay gibi çok daha erkene çeken özel modeller de mevcut. Ancak peşinat gücü olanlar için erken teslimat bir avantaj gibi görünse de yüksek enflasyonun hüküm sürdüğü bir ekonomide, bu sistemin tam kalbinde gözden kaçırılan —ya da görmezden gelinen— çok ciddi bir adalet ve vicdan sorunu yatıyor.

Gelin, konuyu bir simülasyonla inceleyelim.

Şanslı İle Mağdurun Yer Değiştirdiği Denklem

Diyelim ki 5 milyon liralık bir ev için sisteme girdiniz. 1 milyon lira peşinat verdiniz, kalan 4 milyon lirayı da 36 ay taksitle ödeyeceksiniz. Sisteme sizinle birlikte yüzlerce insan aynı hayalle kaydoldu.

İlk ay kura size çıktı diyelim: Gruptaki diğer yüzlerce insanın havuza yatırdığı “taze ve değerli” paralarla hemen gidip 5 milyon liralık evinizi alıyorsunuz. Taksitlerinizi kendi evinizde oturarak, enflasyon karşısında sabitleşmiş bir tutarla rahatça ödemeye devam ediyorsunuz.

Peki ya kura size 19. ayda çıkarsa? İşte sistemin kanayan yarası tam olarak burada başlıyor.

Siz 1. aydan itibaren her ay alın terinizle kazandığınız, henüz enflasyona yenilmemiş “değerli” paranızı havuza yatırdınız. Sizin paranızla 1. ayda kurada çıkan o şanslı kişi evini aldı ve rahatına baktı.

Sıra size 19. aya gelip paranız teslim edildiğinde ise acı gerçekle yüzleşiyorsunuz: İlk ay çıkan kişinin taksitleriyle siz bugün aynı evi alamıyorsunuz! Çünkü geçen 19 ayda konut fiyatları uçmuş, sizin 5 milyon liranız erimiş, hayalinizdeki evin belki ancak yarısına yeter hale gelmiştir.

Akitte Adalet ve Kul Hakkı Boyutu

İslami finansın ve genel ekonomi hukukunun temelinde “akitte adalet” ve “denklik” esastır. Kimse kimsenin zararı veya kaybı üzerinden haksız bir kazanç elde edemez.

Oysa mevcut yapıda:

  • İlk çıkan kişi, gruptakilerin henüz teslim almadığı gelecekteki parasını bugünün yüksek alım gücüyle kullanarak devasa bir gayrimenkul rantı ve reel kazanç elde eder.
  • Geç çıkan kişi ise, ilk çıkanın evini finanse ettiğiyle kalır; sıra kendisine geldiğinde erimiş bir parayla ortada bırakılır.

Bu durum, adına “faizsiz ve katılım esaslı imece” denilse de katılanların farkında olmadan birbirinin hakkına girmesine yol açan örtülü bir alım gücü transferidir.

Etik Bir Çözüm Şart

Şirketlerin sunduğu “kira yardımı” veya “enflasyon endeksli taksit” gibi bazı pansuman çözümler, yüksek enflasyon ortamında bu alım gücü farkını kapatmaya yetmiyor.

Bu modeller gerçekten “İslami ve adil” bir finansal alternatif olma iddiasındaysa, ilk çıkan ile son çıkan arasındaki bu ağır finansal tahribatı ve “görünmeyen kul hakkını” ortadan kaldıracak köklü bir mekanizma kurmak zorundadır. Aksi takdirde yapılan iş; dar gelirlinin birbirinin sırtına basarak ev sahibi olmaya çalıştığı, şanslının kazandığı, sabredenin ise enflasyona kurban edildiği adil olmayan bir oyundan ibaret kalacaktır.

Bu yüzden asıl amaç bu sistemleri terk etmek değil; kurayı çekildiği anda oluşan bu görünmeyen adaletsizliği fark edip, herkesin hakkının gerçekten korunduğu, adı gibi öz de faizsiz ve adil bir modele kavuşturmaktır.

Sistemin bu eksikliğini ifade ederken, mevcut modeli ortadan kaldırmak değil elbet. Bu modellerin daha da güçlenmesini, yaygınlaşmasını ve gerçekten adil bir alternatif haline gelmesini istiyorum. Ama bir sistemi gerçekten sahiplenmek, onu eleştiriye kapatmak değil; içindeki aksaklıkları görüp düzeltmek demektir. Bu yazı da tam olarak böyle bir “iyi niyetli uyarı” olarak okunmalı: Faizsiz modelleri geliştirelim, ama kimsenin hakkı kimsede kalmasın.

Faizsiz İmece mi, Görünmeyen Kul Hakkı mı?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

0 Yorum

  1. Üstad tam da bu sebeple bazı evim kuruluşları değer koruma paketi adı altında artan kura bedeli uygulamasını hayata geçirmeye başladı.
    1 milyonluk kuraya girdiniz,
    ilk 6 ay size çıkmazsa artık kura bedeli sizin için örneğin 1.100.000 bin tl ye yükseliyor.
    Sonraki 6 ay içinde yine çıkmazsa sizin için 1.200.000tl oluyor.
    Yani her 6 ayda bir belirli oranlarda kura bedeli yükseliyor, size çıkmadığı için.
    İşte bu durum görece adaletsizliği gidermeye yetmez mi?