Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akça, 2026 yılı için İstanbul’da belirledikleri insani geçim ücretinin 44 bin 217 lira olduğunu belirtti.
“‘Çok çalıştırayım ama az ödeyeyim’ yaklaşımı işverene hiçbir şey kazandırmaz”
Hüseyin Akça, tüm üyelere ve tüm iş insanlarına bu rakamı ödemelerini tavsiye ettiklerinin altını çizerek, sözlerine şöyle sürdürdü:
“İşçimizin 44 bin 217 lira rakamından ziyade şu mantıkta olması gerekir: İşin bereketine talip olayım. İşverenimizin de aynı şekilde buna talip olması, ‘ben bu işin bereketine adayım, bereketini önceliyorum’ demesi gerekir. İşçi ‘az çalışayım ama çok kazanayım’, işverenin ‘çok çalıştırayım ama az ödeyeyim’ gibi bir yaklaşımı işverene de işçiye de hiçbir şey kazandırmayan, sadece çatışma, güvensizlik ve huzursuzluk getiren bir sonuca götürüyor. Ama işçimiz de işverenimiz de bereketi önceleyen bir yaklaşım sergilerse buradan huzurlu işletmeler, bereketli işletmeler ve inşallah bu bereketin sonucunda da nitelikli işler ortaya çıkacaktır diye ümit ediyoruz.”
“Bu ücret ‘helal kazanç ve adil paylaşım’ çerçevesinde”
İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Akça, insani geçim ücretini belirlerken “İstanbul’da 4 kişilik bir ailenin eline geçmesi gereken en düşük rakamı” açıkladıklarını, bunu belirli metotlarla yaptıklarını belirtti.
Bu rakamın asgari ücretten farklı olduğuna işaret eden Akça, şunları kaydetti:
“Asgari ücret belli başlı kriterlerde bir hesap yöntemidir, siyasi bir yönü vardır. İstihdamla ilgili, Türkiye’nin ekonomisiyle ilgili çok ciddi parametrelerde değişkenlere dokunduğu yerleri vardır. Ama insani geçim ücreti tamamıyla çalışan ile işveren arasında. Şunun bilinmesi lazım ki bu ücret ‘helal kazanç ve adil paylaşım’ çerçevesinde. Niyet de bereket için olursa burada bu kıyası yapmaya gerek yok. Çünkü asgari ücret en düşük, hiçbir şey bilmeyenler için devletin belirlemiş olduğu minimum rakam. Ama bizim gönlü zengin, cömert işveren kardeşlerimiz ve dostlarımız elbette ki çalışanlarıyla kazançlarını paylaşmaktan geri durmayacaktır.”
Akça, çalışanların da kanaat etmesi ve berekete talip olması gerektiğini ifade ederek, nitelikli iş yapanların zaten yüksek rakamlar kazandığını anlattı.

“Paylaşmak azaltmaz, işverenlerimiz paylaşmaktan çekinmemeli”
Hüseyin Akça, başta İGİAD üyeleri olmak üzere tüm işverenlere çağrıda bulunmak istediğini belirterek, ticaretin inişleri çıkışları olan bir yapısının bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin yapısal reformları ortaya koyduğu bu dönemde, ekonomi yönetiminin önemli mücadeleler verdiğini vurgulayan Akça, “Enflasyonist dönemden artık normale dönmeye çalıştığımız, hükümetin elinden geleni yaptığı bir dönemde işverenlerimizin de çalışanlarımızın da bizim de mutlaka çorbada tuzumuz olmalı. İşverenlerimiz paylaşmaktan çekinmemeli. Çünkü işin ucunda bereket varsa paylaşırsanız azalmaz. Paylaşmak azaltmaz, bereket süreklidir. Çok olan azalır ama bereketli olan azalmaz. Ben onlara berekete talip olmalarını öneririm ama sadece işverenlerimiz değil, işgörenlerimiz de işin bereketine talip olsunlar. Bereketin kaçmaması için de ellerinden geleni yapsınlar.” değerlendirmesinde bulundu.
(İGİAD) Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği, 2003 yılından bu yana çalışma hayatında ahlaki ilkeleri esas alan, emeği merkeze alan ve ekonomik ilişkilerin adalet ve hakkaniyet zemininde yürütüldüğü bir iş dünyasının oluşmasına katkı sunmayı amaçlayan çalışmalar yürütmektedir. İGİAD, 10 ilke çerçevesinde şekillendirdiği bu anlayış doğrultusunda ele aldığı çalışmalardan biri olarak İnsani Geçim Ücreti (İGÜ) çalışmasını sürdürmektedir.
İnsani Geçim Ücreti (İGÜ), sabit ücretle çalışan bir iş görenin bulunduğu şehirde ve mevcut ekonomik koşullar altında, hane düzeyinde karşılamakla yükümlü olduğu zorunlu harcamalar esas alınarak belirlenen taban ücret seviyesini ifade etmektedir. Bu çalışma, İGİAD’ın benimsediği ilkeler çerçevesinde ele alınmakta olup, özellikle helal kazancın adil paylaşımı anlayışını temel almaktadır.
Helal kazancın adil paylaşımı; emeğin karşılığının gözetilmesini, üretim sürecinde ortaya çıkan değerin hakkaniyet ölçüleri içinde değerlendirilmesini ve kazancın yalnızca miktar olarak değil, bereket boyutuyla ele alınmasını esas almaktadır. Ücretin, sadece piyasa şartlarıyla belirlenen teknik bir unsur olarak değil; emek, sorumluluk ve karşılıklı haklar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu anlayışın, çalışma hayatında güveni güçlendiren ve toplumsal refahın artmasına katkı sunan bir yaklaşım olduğu değerlendirilmektedir.
2026 yılı İnsani Geçim Ücreti çalışmasında; sahadan elde edilen veriler esas alınmış, farklı sektörlerde ve gelir gruplarında yer alan çalışanlardan toplanan bilgiler bilimsel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Çalışma, teorik kabuller yerine, fiili harcama kalıplarını ve güncel yaşam maliyetlerini dikkate alan bir yaklaşımla hazırlanmıştır.
İGÜ hesaplaması; gıda, konut (kira), giyim, ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, enerji ve benzeri zorunlu harcama kalemlerini kapsamaktadır. İnsani Geçim Ücreti bir çalışana verilmesi gereken en düşük ücreti temsil etmektedir.

Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler doğrultusunda, İstanbul’da çalışan bir kişinin eline geçmesi gereken en düşük ücret, 2026 yılı için 44.217 TL olarak belirlenmiştir.
İş görenin daha az emekle daha fazla kazanç arayışı, işverenin ise daha fazla emek karşılığında daha az ücret verme eğilimi, huzuru değil düzensizliği beslemektedir. Gerçek denge; tarafların birbirinin hakkını gözettiği, kazancı yalnızca miktar üzerinden değil bereket üzerinden değerlendirdiği bir anlayışla mümkün olmaktadır.
İGİAD, bu çalışma kapsamında belirlenen İnsani Geçim Ücreti’nin, öncelikle kendi üyeleri tarafından dikkate alınmasını ve ücret politikalarında bir referans olarak değerlendirilmesini tavsiye etmektedir. Bu yaklaşımın; işverenin sorumluluğunu, iş görenin emeğini ve taraflar arasındaki karşılıklı hakkı gözeten bir zemini güçlendirmesi hedeflenmektedir. Emeğin hakkının verildiği, kazancın adaletle paylaşıldığı bir çalışma hayatının; yalnızca ekonomik dengeye değil, işin bereketine, kazancın hayırlı olmasına ve hem işveren hem de iş gören açısından daha sağlıklı bir toplumsal yapının oluşmasına vesile olması temenni edilmektedir.


