Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve henüz kurulum aşaması tamamlanmayan Halk Katılım‘ın tek çatı altında birleşeceği kararını duyurdu. Birleşme takvimi henüz netlik kazanmasa da karar, Türkiye’nin faizsiz finans gündemini anında ateşledi. Toplam 1,5 trilyon lirayı aşan bilanço tek çatıda toplanacak. Ama asıl soru şu: 10 yıllık genç bankalar henüz olgunlaşmadan mı birleştiriliyor?
Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. İrfan Ersin, hamleyi yüzde sekiz ile dokuz bandında yıllardır sıkışan katılım bankacılığı pazar payını yüzde on beşe taşıyacak “en kritik stratejik kaldıraç” olarak tanımlıyor. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Katılım Bankası Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsak Ethem Aktepe ise kararı doğrudan “stratejik bir hata” olarak nitelendiriyor ve “acele edilmektedir” uyarısında bulunuyor.
Grafik: Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının tek çatı altında birleşme sürecinin şematik gösterimi.
Kamunun katılım bankacılığı alanındaki serüveni yalnızca 11 yıllık kısa bir geçmişe sahipken alınan bu birleşme kararı, 2020 yılında hayata geçirilen kamu sigorta şirketleri modeliyle kıyaslanıyor. 2020 yılında üç kamu sigorta şirketi Türkiye Sigorta adıyla birleşmişti. Birleşmenin zaman çizelgesi henüz belirsizliğini korurken oluşacak yeni yapının bankacılık sektörünün ilk on bankasından biri olması bekleniyor.
Rakamlar: Üç Banka Neyi Masaya Getiriyor?
Mevcut tabloya bakıldığında birleşmenin finansal ağırlığı net biçimde ortaya çıkıyor. 2015 yılında kurulan Ziraat Katılım’ın şu anda 227 şubesi ve 3.155 çalışanı bulunuyor. 2016’da faaliyete geçen Vakıf Katılım’ın ise 217 şubesi ve 3.121 personeli bulunuyor. Vakıf Katılım, 784,2 milyar liralık aktif büyüklüğüyle sektörün ikinci büyük katılım bankası. Ziraat Katılım ise 768,8 milyar liralık aktifte üçüncü sırayı tutuyor. Geçen yıl finansman desteğinde Ziraat Katılım 403,4 milyar lira, Vakıf Katılım 315,8 milyar lira hacme ulaştı. Kâr tablosunda 2025 yılında Vakıf Katılım 7,7 milyar, Ziraat Katılım 5,8 milyar lira net kâr elde etti.
Birleşme kararının ne anlama geldiğini anlamak için üç bankanın bugünkü tablosuna bakmak gerekiyor.
| Banka | Şube | Çalışan | Aktif Büyüklük | 2025 Kârı |
|---|---|---|---|---|
| Vakıf Katılım | 217 | 3.121 | 784,2 milyar ₺ | 7,7 milyar ₺ |
| Ziraat Katılım | 227 | 3.155 | 768,8 milyar ₺ | 5,8 milyar ₺ |
| Halk Katılım | — | — | — | — |
Faiz Hassasiyeti ve Katılım Bankacılığının Altyapı Sorunları
Türk halkının faiz duyarlılığı taşıdığını belirten Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsak Ethem Aktepe, toplumun büyük bölümünün faizi günahı olarak gördüğünü ve uzak durmak istediğini vurguladı. Bireysel emeklilik işlemlerinde faizsiz plan ve fonların %45 oranında tercih edilmiş olmasının bunu gösterdiğini ifade eden Aktepe, faizsiz plan ve fonların hem anlatılabilmesi hem de getiride iyi olması halinde insanların çok daha fazla tercihte bulunacağını aktardı.
Türkiye’de katılım bankalarının en büyük sorununun gençleşmeleri ve mağazalaşmalarını tamamlayamamış olmaları olduğuna dikkat çeken Aktepe, toplam 11.000 mağazadan sadece 1500’ünün paylaşım bankalarına ait olduğunu belirtti. Katılım bankalarının mağazalarının boyutlarının ve çalışan sayılarının azaldığını, ATM’lerinin yetersiz sayıda olduğunu ve taşınmasının zor olduğunu ifade eden Aktepe, limit iklimlendirmelerinde çekimser durdurulmakta ve daha korumacı davranışlarda bulunulmakta olduğunu savundu. Aktepe, sonuçta insanların faiz duyarlılığını taşımayı bankalarıyla yapmak isteseler dahi ellerde çalışmakta zorlandıklarını dile getirdi.
Birleşme Kararına Yönelik Eleştiriler ve “Yapay Sinerji” Uyarısı
Üç bankanın birleşmesinin başlangıçta bir ivme, heyecan ve hacim kazandıracak olsa da bu durumun anında düşeceğini ve birleşmeden doğan bankanın zamanla sıradanlaşacağını ileri süren Prof. Dr. İsak Ethem Aktepe, birleşmeye esas katılım bankalarının henüz çok genç olmasının kendilerine büyüme fırsatı verilmediğini gösterdiğini ifade etti. Bu markalara uzun süre yapılan yatırım olacağını ve görevlendirilen personel hakkında yeniden bir rotasyon sürecinin devreye gireceğini belirten Aktepe şu değerlendirmede bulundu:
“Kanaatimce birleşme kararı doğru değildir. Bankaların büyümelerine fırsat tanınmalıdır. Birleşme başlangıçta heyecan oluştursa da zamanla yeni banka küçülecektir.”
Katılım bankalarının 100 yıllık konvansiyonel rekabetle rekabetini beklemenin yanlış olduğunu ve kendi kulvarlarında emin adımlarla büyümeleri gerektiğini savunan Aktepe, katılım bankacılığının Türkiye’de henüz yeni kabul gördüğünü ve bu dosyalara zaman tanınması gerektiğini vurguladı. Standartların henüz yeni oluşturulduğunu belirterek “Acele edilmektedir. Birleşmeden doğan bankanın bankacılık sektörünün ilk 10 bankasından biri olması ancak devasa konvansiyonel bankaların mevcut olması ya da rekabet rekabeti beklenemez” dedi.

Türkiye ekonomisinin henüz yeni yeni büyüme potansiyeline kavuştuğunu ve gelişmiş ekonomiler arasında yer almadığını söyleyen Aktepe, “Kırılgan, enflasyonu yüksek, dolara maruz kalma, katma değerinde düşük üretim yapan ve açık veren bir ekonomidir. Bu ekonomide katılım bankalarının yapay birleşmeleriyle büyük sinerjiler beklemek doğru olmaz” şeklinde konuştu. Önümüzdeki beş yılda üç bankanın birleşiminin toplamda ne Türkiye ekonomisine, ne bankacılık sistemine ne katılım bankacılığına fazla bir etkisi olacağını savunan Aktepe, ekonominin esaslı sorunları çözülmeden önce bankaların da ekonomiye katkısının beklenebileceğini ekledi.
Türkiye’nin Finansal Hazırlığı ve Kamu Gücü Vizyonu
Türkiye’nin dünyaya açık bir ekonomik sisteme sahip olduğuna değinen İsak Ethem Aktepe, faiz konusunda toplum hassas olsa da ülkenin geçmişten ayrıldığı ekonomik, içtimai, idari, ilmi ve hukuki mirasa bağlı olarak Türkiye’nin faizsiz bir ekonomiye hazır olmadığını iddia etti. Bu amaçlanan yerleşik yapılardan büyük etkilere dayanıklılığın doğru olmayacağını, katılım bankalarına zaman verilmesi gerektiğini ve birleşmeler olacaksa yapay değil elbette olması gerektiğini savunan Aktepe, “Kamunun büyük bir katılım bankasını doğrudan oluşturmak istiyorsa mevcut bankalardan birine bu yönde bir vizyon verebilir ve destekleyebilir. Yine de kamunun katılımı bankalarının birleşmesi halinde gerçekleşirse hayırlı olmasını diler ve var gücümüzle onu sürdürmekiz” dedi.
Ölçek Ekonomisi, Uluslararası Fonlar ve Küresel Rekabet Gücü
Birleşme kararının hacim artışı açısından daha faydalı olacağı görüşünü paylaşan Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İrfan Ersin ise bu hamlenin kamu gücünü tek bir odakta toplayarak ölçek ekonomilerinden yararlanmaya yardımcı olacağını savundu. Üç ayrı kamu yatırım bankasının sermayesinin, varlıklarının ve likidite yapılarının tek bir politikada birleşmesinin, ortaya çıkacak büyük altyapı ve kalkınma projelerini tek başına fonlayabilecek finansal kaldıraç etkisini oluşturacağını belirten Ersin, şu ifadeleri kullandı:
“Bu hamle, Körfez sermayesi başta olmak üzere uluslararası fonların Türkiye’ye eklenmesinde çok daha güçlü bir muhatap oluştururken, İstanbul Finans Merkezi’ne küresel düzeyde önemli bir konum kazandıracaktır.”
Katılım birimlerinin ayrıştırılması ve tek çatıda genişletilmesinin ana bankaların veri kaynaklarını daha rafine ve odaklı hale getireceğini söyleyen Ersin; sermaye yeterliliği rasyoları ve ana faaliyet alanı odaklanma kapasitesinin olumlu etkileneceğini belirtti. Mikro seviyedeki bağlantının mükerrer mağaza ağlarının değişimini sağlayarak enerji tüketimini ciddi oranda düşüreceğini, teknolojik altyapı ve insan kullanımında büyük bir sinerji yaratabileceğini ifade eden Ersin; elde edilen verimlilik ve maliyet avantajının, pazar payı uzun süre belirli bir bantta sıkışan katılım bankacılığı sektöründe rekabeti sürdüreceğini, manipülasyon ve KOBİ’ler için daha uygun takas ile çeşitlendirilmiş ürünlerin önünü açacağını dile getirdi. Ersin, bu stratejinin geçmişteki kamu sigorta ilişkilerinin birleştirilmesi modelinde olduğu gibi kamunun finansal kaynaklarının çok daha verimli, çağdaş ve küresel ölçekte oyun kurucu bir yapıya dönüştürülme durumunu kararlı bir şekilde gösterdiğini ekledi.

Maliyet Avantajı ve Yüzde 15 Pazar Payı Hedefinde Sıçrama
Bu birleştirme kararının tek katılım bankasının ölçek ekonomilerinden faydalanmasını sağlayarak maliyetlerin azaltılmasına katkı sunacağını yineleyen Doç. Dr. İrfan Ersin, tek bir çatı altında devasa sermaye ve likidite havuzunun fon toplama masraflarını aşağı çekeceğini belirtti. Bu durumun, konvansiyonel bankaların en güçlü olduğu büyük hacimli kurumsal krediler ve sendikasyon kredileri gibi alanlarda faizsiz finansın da doğrudan ödeme getirisini sağlayacağını söyleyen Ersin, konvansiyonel bankacılığı tercih eden müşteri kitlesini katılım bankacılığına yönlendirebileceğini ve rekabeti artırıcı bir etki oluşturabileceğini ifade etti. Yıllardır katılım bankalarına yönelik en büyük eleştirinin kâr payı oranlarının konvansiyonel bankaların faiz tutarlarından daha yüksek olması olduğunu hatırlatan Ersin, birleşmeyle ortaya çıkacak tek dev kamu harcama bankasının getiri yapısı ve düşecek fonlama maliyetlerinin, kâr payları oranlarını faiz oranlarına çok daha yakın ve piyasayla uyumlu hale getireceğini, bunun da bozulmaların daha da derinleşmesine neden olacağını düşündüğünü belirtti.
Katılım finans sektörünün toplam bankacılık birimindeki payının uzun süredir yüzde 8-9 bantta bir dirençle karşı karşıya kaldığını ve mevcut organik büyüme hızıyla yüzde 15’lik derleme hedefe ulaşmanın oldukça zaman alacağını vurgulayan Doç. Dr. İrfan Ersin, kararın bu hedef üzerindeki etkisini şu sözlerle özetledi:
“İşte bu birleşme kırılması, tam da bu direnç duvarını yıkacak bir patlama bir sıçrama meydana gelir. Üç kamu bankasının sermayesi ve likidite gücü, tek bir kaynakta kısıtlılık ekonomisini yakalıyor, bu da fonlama masraflarını kaybederken, geçmişteki sermaye kısıtlaması nedeniyle konvansiyonel yatırımlara kaptırılan büyük hacimli kurumsal projeler ve altyapı altyapılarını faizsiz finans sisteminin kazandırılmasının önünü açıyor. Garanti, kamunun getirdiği yüksek güven algılaması, optimize edilen mağaza ağı ve kurumsal segmentteki bu yeni derinleşme bir araya geldiğinde, bu hamlenin yüzde 15 pazar payına ulaşmada en kritik lokomotif ve ana kaldırma kaldırma ile sağlanır.”
Güçlü Konsolidasyon ile Sektörel Gelecek Şekilleniyor
Kamu katılım bankalarının tek bir çatı altında toplanması kararı, Türkiye’nin faizsiz finans alanındaki büyüme stratejisinde köklü bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Finansal hacmin birleştirilmesi ve tek bir dev yapının oluşturulması, pazar payı hedeflerine ulaşmada kaldıraç etkisi yaratma potansiyeli taşırken, yapısal gençlik ve kurumsal rotasyon süreçleri gibi operasyonel zorluklar da sektörün önündeki kritik başlıklar olarak geçerliliğini korumaktadır. Önümüzdeki süreçte bu birleşmenin takvimi ve operasyonel adımları, katılım bankacılığının konvansiyonel bankalar karşısındaki rekabet gücünü ve küresel fonlar üzerindeki çekim merkezini belirleyen temel unsur olacaktır.

Özel dosya haberleri, katılım haberleri için Katılım Ekonomisi’ni takipte kalın!


