Dünya Katılım Bankası Genel Müdürü İkram Göktaş, Dünya Gazetesi’nden Jülide Yiğittürk Gürdmar‘ın sorularını yanıtladı.
Adabank’ı bünyesine katan Ahlatcı Finansal Yönetim çatısı altında yeniden yapılanan Dünya Katılım Bankası, sektördeki ikinci yılına girdi. Geleneksel şubeciliği dijitalin hızıyla birleştirerek ‘fijital’ büyüme stratejisini benimseyen banka, her çalışanı birer mobil şubeye dönüştürüyor. Bankanın hedefi en fazla 100 şubeye ulaşmak.
Adabank’ı bünyesine katan Ahlatcı Finansal Yönetim çatısı altında yeniden yapılanan Dünya Katılım Bankası, sektördeki 2. yılını doldurdu. 90 milyar TL aktif büyüklüğe kavuşan Dünya Katılım Bankası’nın iş modelinin merkezinde “fijital pazarlama” kavramı yer alıyor. 25. şubesini açan banka, sadece fiziksel değil, her bir çalışanı birer “mobil şube” haline getiren teknolojik altyapısıyla genişleme hedefliyor.
“Hem fiziksel hem dijital; yani ‘Fijital’ büyüyeceğiz” diyen Dünya Katılım Bankası Genel Müdürü İkram Göktaş ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide; sıfırdan kurulan bir bankanın dinamizmini, “tek tekerlekli akrobasi bisikleti”ne benzettiği katılım bankacılığının zorluklarını ve altın bankacılığındaki hedeflerini konuştuk. Geleneksel şubeciliği dijitalin hızıyla birleştiren “fijital” büyüme stratejisiyle sektörde fark yaratmaya hazırlanan Göktaş, ekonomideki normalleşme sonrasında agresif büyüyeceklerinin altını çiziyor. Göktaş, bankanın gelecek vizyonunu ilk kez DÜNYA ile paylaştı, sorulamızı yanıtladı.
Bu dönüşümün başka örneği yok
Adabank’ı satın alalı 2 yılı geçti aslında ama banka olarak 2 Ocak 2024’te “fiş kestik.” Her yılbaşı bizim doğum günümüz oluyor; bu yıl ilk iş gününde ikinci yılımızı tamamladık. Adabank’ı TMSF’den aldık, lisansını Katılım Bankası’na çevirdik. Dünyada konvansiyonel bir bankanın katılım bankasına çevrilmesinin başka bir örneği yok. Banka boş olduğu için bu dönüşüm zor olmadı; içi dolu bir yapıyı çevirmek çok daha güçtür.

90 milyar TL aktif büyüklük
Dünya Katılım Bankası olarak yaklaşık 90 milyar TL aktif büyüklüğe ulaştık ve 25. şubemizi açtık. Şubeleşme konusunda oldukça seçici davranıyoruz; lokasyonun reklam değerinin yüksek olması ve binanın depreme dayanıklı olması bizim için olmazsa olmaz kriterler. Kritik noktalarda iyi lokasyon bulduğumuzda gözünün yaşına bakmıyoruz, hemen tutuyoruz. Hedefimiz 1000 şubeli dev bir yapı olmak değil; maksimum 100 şube ve güçlü bir teknolojiyle Türkiye’nin her yerine hizmet vermek.
Özellikle Türkiye ekonomisinin %85’ini kapsayan büyükşehirlere odaklanıp, geri kalan bölgelere fiziksel şube açmak yerine teknolojik imkanlarımızla ulaşacağız.İş modelimizin merkezinde fiziksel ve dijitali birleştiren, yani “fijital” diyebileceğimiz bir bankacılık anlayışı yer alıyor. Bizde her çalışan, elindeki bilgisayar ve cep telefonuyla aslında mobil bir banka şubesi gibi hareket ediyor. Masalarımızda sabit telefon bile bulundurmuyoruz. Şubemizin olmadığı illerde temsilcilerimiz aracılığıyla müşterinin ayağına gidiyor, fiziksel temasla dijital hızı birleştirip tüm işlemleri yerinde hallediyor.
Büyüme hızımızı biraz da hükümetin uyguladığı ekonomi politikaları ve takvim belirleyecek. Şubeleşme kriterleri sıkı kalmaya devam ettiği taktirde yılda 3-5 şube açarak azar azar ilerleyeceğiz. Sektörde hem katılım hem de konvansiyonel bankalarla büyük bir rekabet içerisindeyiz.
100 bin müşteriye yaklaştık
Müşteri sayımızda aktif olarak 20-25 bin seviyelerindeyiz ama potansiyel müşterilere baktığımız zaman yaklaşık 100 bine yaklaştık. Bu rakam çok hızlı artmaya başladı. Özellikle ‘FX Dünya’ uygulamamızla birlikte ciddi bir ivme yakaladık. Biliyorsunuz; biz dövizde ve altında en dar makas aralığını uygulayan kurumuz.
Bunu yaparken de ‘parası çok olan müşteriye daha iyi fiyat verelim’ gibi bir ayrım yapmıyoruz; fiyatımız tüm müşterilerimiz için aynı. Herkes ekran kurlarına baktığında, herhangi bir pazarlığa gerek duymadan rahatlıkla işlem yapabiliyor. Bu şeffaflık sayesinde çok hızlı müşteri ediniyoruz; uzaktan müşteri edinme sayımız da her geçen gün katlanarak artıyor.
Altın ve bireysel bankacılıkta liderlik hedefi
Yeni müşterilere altın vermeye devam ediyoruz, hem de iddialı şekilde veriyoruz. İşler büyüdükçe ürün gamımız da genişliyor. Paraf ile bir iş birliğimiz var ve bu kartın güçlü altyapısını kullanıyoruz. Yakında “altın puan” dönemini başlatacağız. Buradaki puanlar direkt paraya çevrilebilir olacak. Bazı yerlerde 10 bin liralık alışverişe 20 lira puan veriliyor; bizim sistemimizde puan demek, karşılığı belli olan gram altın demek olacak. Yılbaşından itibaren bir işbirliği yapacağız, servis bankacılığı başlatacağız. Çok ciddi bir müşteri kazanacağımızı düşünüyoruz
Altın ve bireysel bankacılıkta sektörde liderliği hedefliyoruz. Şu an toplam bankacılıkta aktif büyüklüğümüz binde 2 civarında ama altın kredisinde sektör payımız yaklaşık %10 ve bu konuda iddialıyız. Türkiye genelinde yaklaşık 14 tonluk altın kredisinin yaklaşık 1.4 tonu bizim bankamızda. Altın kredisi vermek çok zor, kolay bir iş değil. Altında risk çok; ons, kur, prim riski var; hepsini içinde barındırıyor. Bizim oradaki avantajımız ortağımızdan (Ahlatcı Holding) kaynaklanıyor. Sektörü tanıdığı, bildiği için biz kredi verirken biraz daha cesur olabiliyoruz
ZK’larda esneklik olursa daha fazla altını sisteme sokabiliriz
Bankacılık alanında her türlü ürünü vereceğiz. Niş olarak altın konusunda iddialıyız. Türkiye’de yastık altındaki altını çıkarma sevdamız var. Merkez Bankası da buna uğraşıyor ama taşın altına hep beraber elimizi sokmalıyız. Altın şu an 32 sayılı karar gereği yabancı para sayılıyor ve bu yüzden büyüme sınırlarına takılıyoruz. Altına en yüksek getiri veren tek bankayız. Getiri vermediğiniz zaman altının bir cazibesi kalmıyor.
Eğer zorunlu karşılıklar esnetilirse biz bu getiriyi daha da yükseltebiliriz; böylece yastık altındaki altınlar akın akın sisteme akabilir. Yastık altında sadece ziynet değil, külçe külçe altınlar var. Merkez Bankası’nın bahsettiği o 400-500 milyar dolarlık altın, gün sonunda kasada da olsa bu ülkenin gerçek bir değeridir. Bu arada, her alanda liderliği hedefliyoruz ve bu yolda teknolojiyi en güçlü enstrümanımız olarak görüyoruz.
Türkiye yapılanması sonrasında yurtdışına açılacağız
Bankamızın büyüme vizyonu çerçevesinde her türlü stratejik iş birliği teklifine açığız ve bu konuda kendimize bir kısıt koymuyoruz. Yurt dışı planlarımızı şu an için fikir aşamasında tutuyoruz çünkü önceliğimiz Türkiye yapılanmamızı eksiksiz tamamlamak. Ancak uzun vadede Balkanlar, Türki Cumhuriyetler ve Afrika gibi bölgeleri hedefliyoruz. Bu bölgelere şube açmak gibi klasik yöntemlerle değil, teknolojinin gücünü kullanarak daha çevik modellerle girmeyi planlıyoruz.

2030’a kadar halka açılırız
Halka arz konusuna gelince; holdingimizin bünyesindeki tüm şirketleri halka açma vizyonu var ve banka da bu sürecin en önemli parçalarından biri. 2030 yılına girmeden halka arzımızı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Şu aşamada stratejik bir ortaklık arayışımız bulunmuyor, kendi gücümüzle büyüyerek halka açılmayı ve mülkiyeti tabana yaymayı tercih ediyoruz.
Bankacılıkta “aşçı” benzetmesi
Biz bankacılar aslında birer aşçı gibiyiz. Bizim görevimiz mutfağa girip mevcut malzemeyle en iyi yemeği yapmaktır. Eğer mutfaktaki malzeme patlıcansa, patlıcansız bir yemek yapmaya çalışmanın ya da olmayan bir malzemeyi türetmeye çalışmanın bir anlamı yok. Malzeme neyse onu pişireceğiz. Elimizdekini en iyi şekilde yönetmekle mükellefiz; bu sadece bankalar için değil, tüm iş dünyası için geçerli bir kuraldır.
Son çeyrekte gevşeme olabilir
Yeni ve görece küçük bir banka olduğumuz için hareket alanımız daha rahat ancak büyüme sınırları konusunda biz de sıkışmış durumdayız. Sıkılaşmanın 2025’in ilk yarısında gevşeyeceğine dair net bir sinyal yok; muhtemelen son çeyreğe odaklanmak gerekecek. Umarım önümüzdeki yılın son çeyreğinde bir rahatlama yaşanır.
Şu anki vazifemiz mevcut durumu en iyi şekilde yönetmek. İhracatçı KOBİ’ler, savunma sanayii, tarım ve leasing gibi istisna sektörlerde doğru müşterileri bularak ilerliyoruz. Sermaye yeterliliğimizi %18 seviyelerine taşıdık ve asla %15’in altına indirmeyi düşünmüyoruz. İhracatçı KOBİ’ler bizim için çok değerli; kurdan şikayet etseler de ayakları yere en sağlam basan, batık oranı en düşük ve en profesyonel kesim onlar.
Tek tekerlekli akrobasi bisikletiyiz
Katılım bankacılığı gerçekten zor ve dengeler üzerine kurulu. Konvansiyonel bankacılık üç tekerlekli bisiklet gibidir; pedal çevirmeseniz bile devrilmezsiniz, dengede durursunuz. Katılım bankacılığı ise iki tekerlekli bisiklettir; dengede kalmak için sürekli pedal çevirmek, yani hareket etmek zorundasınız. Bize gelirsek; yeni kurulan bir katılım bankası olarak bizim durumumuz şu an iki tekerlekli bile değil, “tek tekerlekli akrobasi bisikleti” gibidir! Çünkü hem katılım hem de konvansiyonel taraftan pazar payı almak zorundasınız, dengede durmak çok daha fazla maharet ister. Katılım bankacılığı olarak sektördeki pazar payımız %8.8 civarında. “Pazar dar” eleştirilerine katılmıyorum; pazar dar değil, bizim müşterinin cüzdanından aldığımız pay düşük. Bu payı artırmak bizim elimizde.
Spread yönetimini iyi yapan öne geçer
Şu an sektörde bankalar ve müşteriler arasında bir satranç oynanıyor. Bizim takipteki alacak (NPL) oranımız yaklaşık binde beş civarında, oldukça sağlıklıyız. Sektörümüzde de riskli seviyelerde değil. Türkiye›de yatırım yapmak için “güllük gülistanlık” bir hava beklerseniz çok beklersiniz. Biz 2016›dan beri en zor dönemlerde piştik, her türlü riski gördük. Gelecek yıl marjları,”spread” yönetimini iyi yapan bankalar öne geçecek. Biz de bu zorlu parkurda tek tekerlekli bisikletimizle en iyi akrobasiyi yapmaya devam edeceğiz.
İçindekiler


