Dünya Katılım Bankası Genel Müdürü İkram Göktaş, TCLira’dan Taylan Büyükşahin’e konuştu. Göktaş, Türkiye’de enflasyonun yalnızca maliyet artışlarıyla açıklanamayacağını belirtti.
Son dönemde fiyat artışlarında “açgözlülük enflasyonu”nun etkisinin arttığını vurgulayan Göktaş, katılım bankacılığının disiplinli yapısıyla kayıt dışılığı ve kaynak israfını sınırladığını ifade ediyor. Sektörün her yıl pazar payını artırdığına dikkat çeken Göktaş, özellikle altın ve döviz işlemlerinde uyguladıkları dar makas stratejisiyle güçlü büyüme yakaladıklarını söyledi.
Katılım bankacılığının Türkiye’deki gelişimi hakkında kısa bir bilginizi almak istiyordum. Bu noktada hızlı gelişen bir sektör var. Siz nasıl yorumlamak istersiniz?
Sektörümüz büyüyor. Malum, katılım bankacılığı konvansiyonel bankacılıktan her yıl düzenli olarak pay alıyor. Birkaç yıldır, geçen yıl hariç yaklaşık yüzde 1 civarında her yıl katılım bankalarının pazar payında artış oluyor. Yeni oyuncular geliyor malumunuz. Özellikle tasarruf finansman şirketleri de katılım bankası kurmaya başladılar. Bunların bazısı dijital, bazısı ise konvansiyonel, yani klasik katılım bankası şeklinde. Ayrıca önemli bir sermaye ile geliyorlar.
Malum, o sermaye ile birlikte düzgün işler yapıldığında pazarın büyümesine, pazar payının artmasına bir engel yok. Böyle devam edecektir. Artarak da devam edeceğini görüyoruz ve bekliyoruz. Ülke ekonomisi açısından da çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Tabii sektörün içinde bulunmamızın bunda etkisi olabilir ama onun dışında da biliyorsunuz, biz reel ekonomiyi destekliyoruz.
Verdiğimiz hiçbir kredide insanların eline “hayal ettiğin parayı al, istediğin gibi harca” diyemiyoruz. Kişi ekonominin hangi alanında yatırım yapmak istiyorsa, o yatırımı birlikte gerçekleştiriyoruz. Yine biliyorsunuz, kaynakları fatura karşılığı kullandırıyoruz. Bu da aslında kaynakların çarçur edilmesine engel oluyor. Çünkü insan tabiatı gereği her zaman ihtiyacından fazlasını ister. 10 liraya ihtiyacınız varsa 15 lira istersiniz.
Olur da banka 15’i verirse, o 5 lira aslında ekonomide ihtiyacı olan birinin kullanabileceği bir kaynaktır. Ancak ihtiyacı olmayan birinin eline geçtiğinde, bu fazla kaynak doğal olarak temel ihtiyaçlara ya da yatırıma değil, daha çok özel harcamalara kayabiliyor. Katılım bankacılığı, felsefe olarak buna engel olan bir mekanizmadır. Çünkü bizim sistemimizde maliyeti oluşturan, kullandırdığımız kredidir. Bu nedenle elde edilen kazancı müşterilerimizle paylaşıyoruz.
Konvansiyonel bankacılığın aksine, orada maliyeti oluşturan mevduattır. Bir oran belirlenir, üzerine kâr payı ya da faiz eklenerek kredi kullandırılır. Aradaki farktan da kâr elde edilir. Bu anlamda katılım bankacılığının ciddi şekilde ayrıştığını ve reel ekonomiyi gerçekten destekleyen bir mekanizma olduğunu düşünüyoruz.
Bu söylediklerinizle birlikte Türkiye’deki enflasyon probleminin çeşitli kaynakları var. İthal girdi bağımlılığı, kura bağlı üretim sistemi gibi faktörler söz konusu. Katılım bankacılığı bu noktada enflasyonla mücadelede işletmelere nasıl katkı sağlayabilir?
Aslında az önceki cevabın içinde de var. Bizimle çalıştığınız zaman her şey kayıt içinde olmak zorundadır. Kayıt dışı herhangi bir işlem yapma şansınız yok. Her şey belgeye dayalı olduğu için enflasyonla mücadeleye ve kayıt dışılığın azaltılmasına olumlu katkı sağladığını düşünüyoruz.
Ancak Türkiye’de enflasyonun özellikle son 1–1,5 yılda önemli bir sebebinin klasik faktörlerden ziyade biraz da açgözlülük olduğunu düşünüyorum. Maalesef biliyorsunuz, fiyat artışlarını fırsata çevirme konusunda oldukça mahir bir ülkeyiz. Bu noktada daha farklı bir bakış açısına ihtiyaç var. Gerçekten ekonomideki maliyet artışı kadar zam yapılması gerekir.
Zamların biraz abartılı olduğunu düşünüyorum. Dünyada da bunun bir karşılığı var: “Greedflation” yani açgözlülük enflasyonu. Son 1,5–2 yıldır biraz bu tarafa kaydığımızı düşünüyorum.
Dünya Katılım Bankası’nı önümüzdeki 5 yılda nerede göreceğiz?
Dünya Katılım Bankası’nı her şeyden önce Türkiye’de güçlü bir şekilde göreceğiz. Tabii içinde bulunulan holdingin doğası gereği hem kıymetli metaller tarafında hem de döviz tarafında güçlü bir konumumuz var. Bu alanlarda büyümeyi düşünüyoruz ve aslında büyüyoruz da. Uzaktan müşteri ediniminde önemli aşamalar kaydettik. Bunda en önemli etkenlerden biri de aralık ayı ile birlikte başlayan kıymetli madenlerdeki dalgalanmalar oldu. Üzerine bir de savaş etkisi eklendi. Tabii ki hiçbirimiz istemeyiz ama bu tür dönemlerde insanlar güvenli liman olarak altını ve bir ölçüde dövizi tercih ediyor. Bu hareketlilik, bizim uyguladığımız felsefeyle de örtüşünce avantaj sağladı. Biz hem kıymetli madenlerde hem de döviz işlemlerinde makas aralığını oldukça dar tutuyoruz. Bu da müşterilerimiz tarafından ciddi bir ilgi görüyor.
Ayrıca bunu yaparken tüm müşterilerimize eşit koşullar sunuyoruz. Tüm müşterilerimiz aynı makası mobil uygulamadan görebiliyor ve işlem yapabiliyor. Özel müşteriye özel kur gibi bir uygulama genel olarak yok. Bu nedenle müşteri sayımızda ciddi bir artış gördük.
Altın bankacılığında ileride lider olmak istiyoruz. Bunun yanında katılım bankacılığında bireysel taraf biraz zayıf. Önümüzdeki 3–5 yıl içinde bireysel bankacılıkta da iddialı bir konumda olmayı hedefliyoruz.


